Roto Frank Dünyaya Mal Olmuş Bir Markadır

Roto Frank gerek lojistik, gerek ARGE , gerek bilinilirlik , gerek sürdürülebilirlik , gerek yalın üretim ve bir takım proses yönetimi anlayışları ile son 90 yıla adını yazdırmış bir markadır. Roto Frank Türkiye Genel Müdürü Artuğ ÖZEREN ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide Aksesuar konulu sorularımızı şu şekilde yanıtladı;

Aksesuar piyasasının 2017 yılındaki faaliyetlerini değerlendirecek olursanız neler söylemek istersiniz? 

2017 yılındaki faaliyetlere baktığımda aslında geçmiş yıllardan çok da farklı  bir piyasa gördüğüm söylenemez. Özellikle gerek Kapı Pencere fuarı, gerekse de Yapı fuarına bakıldığında geçmiş yıllardan farklı herhangi bir çarpıcı değişiklik olmadığını söyleyebilirim. Yabancılar dışında tamamen yerli piyasa birbirinin tekrarı ve esinlenerek ürün geliştirme yolunda adımlar atan firmalardan oluşuyor. İnşaat sektöründeki daralma elbette ki aksesuar piyasasını da etkileyecek. Aynı zamanda ihracat pazarlarında da ciddi daralmalar olduğunu görüyoruz. Durum böyle olunca da sadece son kullanıcı tüketiciye fayda sağlamak amacı değil de sadece satmak amaçlı bazı aksiyonlar görüyoruz. Ürünün kalitesi, arkasında yatan ARGE, yıllara dayalı geçmiş tecrübelerden hiçbiri göz önüne alınmadan bir takım ticari kaygılarla çalışmalar yürütülüyor. Dolayısıyla 2017 yılının 2016 ‘dan ve hatta geçmiş yıllardan çok farklı olduğunu düşünmüyorum.

Türkiye’nin aksesuar konusunda gelmiş olduğu noktayı nasıl buluyorsunuz? Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Türkiye’deki yerli üreticiler ciddi anlamda kendilerini geliştirdiler. Ama bunu tabi ki her yerli üretici için söylemem mümkün değil. Bazıları çok ciddi yatırımlar yaparak bölgesel oyuncu olma yolunda adımlar atarken, bazılarının daha hala atölyeden, merdiven altından çıkamadığını gözlemliyoruz. Büyük kurumsallaşma veya markalaşma yolunda çabalar gözlemlense de birçok firmanın kafa yapısı olarak hala atölyeci zihniyetin önüne geçemediğini üzülerek gözlemlemiş bulunuyoruz. Gayet tabi şu da var, Türkiye’de inşaat sektörü geliştikçe, kapı-pencere sektörü geliştikçe, dolayısıyla aksesuarın da gelişmesi gerekiyor. Doğramacılar artık büyük fabrikalar haline geliyor, ama bu firmalara doğru ve profesyonel anlamda hizmet götürebilen aksesuar firmalarının sayısı bir elin beş parmağını geçmeyecek seviyede. Daha bu konuda aksesuar sektörümüzün alacağı çok yol olduğunu düşünüyorum. Üstelik halen yerli üreticilerin bazıları kopyala/geliştir şeklinde felsefe ile pazara ürün sunuyorlar. Ancak sadece birkaç tane yerli üreticinin ciddi ARGE yatırımları ve ARGE teşviklerinden faydalanarak kendi ARGE‘sini geliştirdiğini görüyoruz. Bu gelişiminde sektörümüzü belirli noktalara getireceğine inanıyorum. Ama bunun çok hızlı olacağını ve meyve vereceğini düşünmüyorum.

Piyasadaki ithal aksesuarlar ile yerli aksesuarları kalite noktasında kıyaslayacak olursanız nasıl bir değerlendirme yaparsınız? 

Bir ithal markanın Genel Müdürü olarak, bu soruya tarafsız cevap vermem çok doğru değil. Bir kere ürün bazında segmentasyon yapmak gerekirse pvc çift açılımda yerli üreticilerin bir veya iki tanesi kaliteyi ciddi olarak yükselttiler ama ürün gamı olarak segmentasyon yaptığımızda çift açılım, sürme , kaldır-sür , alüminyum çift açılım ,cephe markası, kol vs. söz konusu olduğunda,  yerli üreticilerin ithallerle ciddi olarak aralarında fark olduğunu söylemek istiyorum ve bu farkın kapanması için yıllara ihtiyaç olduğunu da belirtmek isterim.

Aksesuar sektörü üzerindeki Çin etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kaliteli ürün üretimi konusunda firmalara düşen görevler nelerdir?

Aksesuar sektörünün  üzerinde Çin etkisinin olduğunu düşünmüyorum. Zaten Türkiye’deki pek çok üretici Çinli mantığıyla üretim ve “batan geminin malları” mantığı ile  satış yaptığı için Çin ‘in sektörümüze çok fazla etkisinin olduğunu düşünmüyorum. Üstelik sektörümüz malzeme metal ağırlıklı ve havaleli malzeme olduğu için Çin  üretimi her ne kadar rekabet avantajı olsa da uzak mesafelerden kaynaklanan nakliye masrafları ürünün tüm maliyet rekabetini ortadan kaldırıyor. Dolayısıyla ben sektörümüzde bir Çin tehdidi ya da Çin etkisinin olduğunu düşünmüyorum. Dediğim gibi bazı firmalar hala atölye veya merdiven altı mantığı ile üretim yaptığı için, Çinli üreticilerin gelip bizim bu pazarımızda rekabet etmesinin çok mümkün olduğunu düşünmüyorum.

Bu konuda bazı Avrupa markaları kendi markalarını Çin’de ürettirip Türkiye’de satış yapıyorlar ama onlar zaten marka değerleriyle marka isimleri ile var oldukları için  çok Çin olarak değerlendirmek  doğru değil. Belki bir kilit ve barel segmentinde Çin etkisi olabilir. Ancak bununda bazı yasal yaptırımlarla, anti-damping vergi ilaveleri ile pazarda korumacı tedbirler alındığını biliyoruz. Bunun ötesinde Çin’in bize çokta etkisinin olduğunu düşünmüyoruz.

Bence artık Çin de eski Çin gibi değil, gönül ister ki yerli üreticilerimizin de sadece kalite değil top yekün olarak,hizmet bakış açısı, lojistik, etik ticaret ile yeni pazarlara açılma stratejileri ile kapı-pencere sektörüne katkı sağlayacak şekilde kendilerini daha  fazla geliştirmeleri gerektiğine inanıyorum.

Marka bilinirliğini artırma konusunda ne gibi çalışmalar yapmaktasınız? Markalaşmanın önemini kendi markanız üzerinden nasıl yorumlarsınız? 

Ben sektörün en iyi bilinen, en güçlü, en hatırı sayılır markasının yöneticisi olarak bu konuda bir şey söylersem biraz ukalalık olarak anlaşılır. Çünkü Roto Frank dünyaya mal olmuş bir markadır ve marka olmak sadece üretim yapmak değildir. Bunun arkasında pek çok sistem yatıyor. Roto gerek lojistik, gerek ARGE , gerek bilinilirlik , gerek  sürdürülebilirlik , gerek yalın üretim ve bir takım proses yönetimi anlayışları ile son 90 yıla adını yazdırmış bir marka. Dolayısıyla biz markalaşma konusunda şunları yaptık, bunları yaptık dersem haksızlık ve ukalalık yapmış olurum.  Alman markası olmanın ve bunun bir global marka olarak kendisini kabul ettirmiş olmanın avantajını sonuna kadar kullanıyoruz.

 

Doğru aksesuarın doğru pencerede uygulanması ve kullanımı için ne söylemek istersiniz? 

Öncelikle bilinçlenmek gerekiyor, ne yazık ki daralan piyasa koşullarında fiyat ve ödeme performansı dengesi üreticilerimizi hep kolay yollu ve kolay satış yapmaya yönlendiriyor. Ne yazık ki kalite , fiyat dengesi bizim sektörde çok açık. Yani ucuza olduğu zaman kaliteli olduğu algısı henüz oturmuş değil. Sektörde bu konuda alınması gereken çok yol var. Bir de şu bir gerçek meslek  gruplarının, kapı pencereci olarak bir meslek grubunun profesyonel anlamda eğitim sistemine girmesi gerekiyor. Mesela ben 20 yıldır bu işi yapıyorum diyen ustanın veya siz mi bize öğreteceksiniz diyen bir ustanın atölyesine gidip baktığınızda, daha ithal bir aksesuarı nasıl kesip  ölçülendirmesi gerektiğini bilmediğini görüyoruz.